Çeşme ve Bodrum’dan sonra Antalya’ya çevirdiğimiz rotamızı bu hafta yeniden Ege’nin serin sularına döndürüyoruz. İstikamet Ayvalık-Cunda... Tarihi dokusu, efsaneleri, kültürel zenginliği, el değmemiş kıyıları ve birbirinden güzel plajlarıyla gören herkeste yerleşip kök salma duygusu uyandırıyor. Gelin sizi hayalimizdeki Ege kasabasıyla tanıştırayım.

Balıkesir’in en gözde ilçesi Ayvalık, mübadeleyle şekillenen bir kimliğe sahip. Hem Balıkesir’in hem Midilli ve Girit’in izlerini sokaklarında, insanlarında, en çok da mutfağında göreceksiniz. Birbirlerine kaynaşmışlar ama eskinin alışkanlığıyla mübadeleyle Midilli’den gelenlere ‘Adalı’, Girit’ten gelenlere de ‘Gritikos’ deniyor.


Ayvalık’ta ilk yapılması gereken ara sokaklara dalıp tarihi evlerin arasında dolaşmak. Kiliseden çevrilen Saatli Cami’yi görmeyi ihmal etmeyin. 1970’ten beri kurulan Perşembe Pazarı’nı ve Bitpazarı’nı gezi listenize eklemeyi unutmayın. Güzel bir kafede soluklanırken sadece doğanın güzelliğine değil, sokağın ritmine de bırakın kendinizi. İlçenin en ünlü plajı Sarımsaklı; en güzel özelliğiyse tene yapışmayan bir kuma sahip olması.

Muhteşem bir günbatımı için en klasik adres, Şeytan Sofrası. Ayvalık adaları, Midilli, kızıl bir gökyüzü ve güzel bir esinti bekliyor sizi çıkacağınız tepede. Tepeyi küllenmiş bir lav birikintisi oluşturmuş. Her yerine kurdelelerin bağlandığı tel bir kafesin içinde devasa bir ayak izi var. Rivayete göre tepeye adını veren şeytanın ayak izi. Ortada bir efsane varsa çaput bağlamak da bozuk para atmak da yazılı olmayan kanunlar gibi... Popüler bir mekân olduğu için kalabalık olan Şeytan Sofrası yerine günbatımı için biraz daha sakin iki farklı önerim var: Tavşan kulağına benzeyen üç kayanın yer aldığı Tavşan Kulakları Tepesi ya da Cennet Tepesi.


Eşsiz Manzaraya Karşı

Şeytan Sofrası hakkında birbirinden çok farklı iki öykü anlatılıyor. İlk hikâyeye göre 16’ncı yüzyılda burada bir Rum münzevi yaşarmış. Kiliseden kovulması ve insanlardan uzakta sürdürdüğü yaşamı yüzünden Penelope yani ‘Şeytan’ lakabı takılmış. Şehirde uzun süren bir kuraklık dönemi baş gösterince herkes yaşanan zorluğun sebebinin Penelope olduğuna inanmış ve münzeviyi öldürmeye karar vermiş. Yaklaştıklarını gören Penelope ise canını kurtaracak zamanı kazanmak için eşsiz manzaraya karşı muhteşem bir sofra kurmuş. Sofrayı gören halk, öfkesini de tepeye çıkış amacını da unutmuş... Penelope de gizlice kaçıp kurtulmuş. Ona atıfla tepeye ‘şeytanın sofrası’ denmiş.


Zeytinyağının Şifası

Diğer öyküyse mitolojiden. Zeus’un sütannesi olan ve Kaz Dağları’na da adını veren İda, oğlunu korumak için Şeytan’ı gökyüzünden kovmuş. Üç ayağı olduğuna inanılan Şeytan, kaçarken ayaklarından biriyle bu tepeye basarak o dev izi bırakmış. Şeytan’ın diğer ayak izlerinden birinin Kaz Dağları’nda, diğerininse Midilli’de olduğuna inanılıyor.

Kaz Dağları’nın bol oksijeniyle beslenen zeytin ağaçlarıyla süslüdür Ayvalık. Doğanın en güzel hediyesi olan zeytin ve zeytinyağına doyacağınızı garanti ederim. Mutfakta başrolü kaptırmayan zeytinyağı, Girit yemekleriyle zenginleşen Balıkesir mutfağına özgün lezzetini katıyor. Yerel üreticilerden zeytinyağınızı almayı ihmal etmeyin. Merkezde göreceğiniz eski zeytinyağı fabrikalarının geçmişten gelen hikâyelerine kulak verin.


Taş Evlerin Süslediği Sokaklarda Kaybolmak

Cunda, Ayvalık’a bağlı irili ufaklı 22 adadan yerleşime açık olan tek ada. Ayvalık’a gidince bohem tarzıyla sizi davet eder... Sokaklarında kaybolurken zamanın durduğunu hissedersiniz. 1973’te sit alanı ilan edilerek korumaya alındı. Türkiye’nin sit alanı ilan edilen ilk kasabası. Adaya giderken üzerinden geçtiğiniz köprü Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü.

Tarihin babası Herodot, Cunda’dan MÖ 459’da, Ekatonisos adıyla bahsetmiş. Sonraları adına zengin florasına atıfla ‘mis kokulu’ anlamına gelen Moshonisia denmiş. Uzun yıllardır kullanılan bugünkü gayri resmi adı olan Cunda ise ‘yelken açmak’ anlamına gelen İtalyanca kökenli bir denizcilik terimi. Resmi adı da Alibey Adası. Kurtuluş Savaşı’nda Yunan birliklerine karşı silahlı mücadeleye başlayan ilk birliğin komutanı olan Yarbay Ali Çetinkaya’dan almış bu ismi.

Taş evler restore edildikçe adanın sokakları daha bir güzelleşiyor. Adada, koruma altında 2 bine yakın tarihi ev var. Sokaklarını adımlarken sırasını bekleyen dökülmüş duvarlar da göreceksiniz, geçirdiği restorasyonla gençleşen asırlık evler de... Ayvalık’tan çıkarılan dünyaca ünlü sarımsak taşı evlerin ana malzemesi. Lav birikintisiyle oluşan taş hem işlenmesindeki kolaylık hem de dayanıklılığı nedeniyle tercih edilmiş. Klima etkisi de cabası... Adadaki turunuzu tamamlamak için Tarihi Taş Kahve’ye mutlaka uğrayın. Lokma ve sakızlı kurabiye yemeden dönmeyin.


Deniz keyfini de unutmayalım. Adanın en güzel plajları Çataltepe, Pateriça, Duba, Cunda ve Arkadeniz. Çataltepe nispeten daha kalabalık, Pateriça’nın suyu daha sığ. Arkadeniz ise ulaşmak için gösterdiğiniz çabaya değecek güzellik ve sakinlikte.

Cunda, Koç Ailesi’nin adanın kültür varlıklarını yaşatmakta gösterdiği özen sayesinde entelektüel kimliğiyle de öne çıkıyor.

1873’te yapılan Rum Ortodoks Kilisesi, o yıllarda adada yaşayan 10 bin kişilik cemaate hizmet vermiş. Koruyucu başmelekler Cebrail ve Mikâil’e adandığı için Taksiyarhis adını alan kilisenin, vaktiyle tüm dünyadaki Ortodoks kiliselerinin zeytin, zeytinyağı ve sabun ihtiyacını karşıladığı da anlatılıyor. Bir dönem minaresiz cami olarak kullanılmış ve içinde ibadet edilebilmesi için ikonaları sökülmüş, tasvirlerin üzeri boyayla kapatılmış. 1944’te depremle hasar görünce terk edilmiş. Bakımsızlıktan harabeye dönen kilise, Koç Grubu’nun başlattığı, iki yıl süren restorasyon çalışmalarıyla ülkemiz kültür haritasına müze olarak kazandırıldı. Mayıs 2014’te açılan müzede,

Koç müzeciliğinden alışkın olduğumuz üzere teknoloji ve sanayi tarihine yolculuk yaptıracak koleksiyon parçaları ve çok özel oyuncaklar var.

Kitap Okumaya Ilham Versin

Diğer bir önemli proje, 2007’de açılan Sevim Necdet Kent Kitaplığı. Geçmişte Agios Yannis Kilisesi’ne ve ona un sağlayan değirmene ev sahipliği yapan tepede şahane bir manzaraya karşı konumlanmış kütüphanede gerçekdışı bir deneyime hazır olun. Değirmenin giriş katındaki mağazaya uğramayı da ihmal etmeyin.

Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından yapılan restorasyon sonrası açılan kitaplıktaki koleksiyon emekli Büyükelçi Necdet Kent’e ait. İlerleyen yaşında görme sorunları yaşayan Necdet Bey’in “Göremediğime değil okuyamadığıma üzülüyorum” sözleri, umarım herkese ilham olur.



Bu Yazıyı Paylaşın

Saffet Emre Tonguç

20/09/2021
KLASİK MÜZİĞİN KALBİ YARIN İSTANBUL’DA ATACAK. Bu yıl ilki düzenlenecek olan 1. İstanbul ...
20/09/2021
Eylül ayından itibaren Broadway tiyatroları tam kapasiteyle yeniden açılabilir ve düzinelerce ...
19/09/2021
Dünyanın en renkli, en canlı şehirlerinden New York’ta unutulmaz bir seyahat sizi bekliyor. New ...

Tüm Yazılar Bitti :(