Hayatımızda sıkça zaman geçirdiğimiz, bir sürü şeyi paylaştığımız insanlarımız var. Bizim kendimizi saklamadan ortaya koyduğumuz hallerimiz de onlara güvenme ölçümüzde ortaya çıkıyorlar. Bu karşımızdakine göre ortaya çıkan kendimiz, belki de bu zamana kadar olan deneyimlerimizin sonucunda, artık üzülmeyelim diye geliştirdiğimiz rollerden ibaret. Ha arada karşımızda yeni tanıştığımız birinde anlayamadığımız davranış biçimlerini görünce belki de bize pek çok şey öğretecek birini hayatımıza daha girmeden çıkarıveriyoruz. Artık üzülmeyelim diye. Bu kendimizi koruma yöntemlerimizin altında sadece mutlu olma isteğimiz var. Mutsuz olmayı düşünmek bile bizi yoruyor. Ama atladığımız bir şey var; yorgunluk çok bulaşıcı bir halimiz. Bir bakıyoruz ki hayatımızın her yerini sarmış. Yorgunluğun, hayatımızdaki yaşama sevincinin, hayatımızdaki pek çok şeye duyduğumuz aşkın bittiğinin sinyallerini verme gibi de bir özelliği var. 

Zaman içinde, yaptıklarımızın içinde küçük ya da büyük beklentiler olduğunu fark ediyoruz. Seçtiğimiz her davranış sonrası istiyoruz ki karşımızdaki buna bir karşılık versin. Bu bizi ilginç bir şekilde hayattan istediğimiz küçük bir istekten, büyük bir duaya hatta ‘’Nasılsın?’’dedikten sonra bile bir beklentiye sokuyor. Biz karşılığı olmayan hiçbir şeyi yapamamaya başlıyoruz. ‘’Biz hatırlıyorsak o da hatırlamalı.’’, ‘’Biz güzel şeyler söylüyorsak o da söylemeli.’’, ‘’ Biz böyle yaptık o da yapmalı’’ şeklinde uzayıp giden istekler içinde kendimizi buluyoruz. Bir adım sonrasında da bu yapmamalar devam ediyorsa aramıza mesafeyi koyuyoruz. 

Bir an varsayalım ki sadece biz varız. Karşımızdakileri ortaya çıkaran da, onlara o davranışları yaptıran da biziz. Bir an düşünelim ama sonra eski halimize döneriz. Mesela birine ‘’Nasılsın?’’ derken aklımızdan, ‘’Bana sen nasılsın demese de ben şöyle güzel bir üzülsem ve bu davranışı diğerlerine anlatarak hatırlansam.’’ Olabilir mi? ‘’Durmadan tecavüz benzeri bir enerji ile sevgilimizin bize bağırma durumuna, güçlü olsaydık ona nasıl bir şiddet uygulardık.’’ Saçmalığındaki bir düşüncemiz neden oluyor olabilir mi? Ya da bize karşı bir hata yaptığını fark edenler insanlara ‘’ Saçmalama Lütfen, beni tanımıyor musun? Ben bunlara takılır mıyım? Deyip, burukluğumuzu saklıyor olabilir miyiz? Karşımızdakiler bizim kendimizi anlatma biçimlerimizden, bizi tanımakta zorlanıyor olabilirler mi? 

Belki zor olacak ama; her sabah önce kendimize, sonra rastladıklarımıza sevgiyle davrandığımızda, bu sorunların yarısı yok oluyor. Utanmadan, insanların bize olan davranışları karşısındaki hislerimizi anlatsak, kızdığımız davranış biçimlerinin bir kısmını da yaşamımızdan çıkardık gitti. Kendimiz gibi olup insanlara uyumlanmadan, devamlı elimize tutuşturulan kağıttaki rolleri oynamamayı seçtiğimizde, sanırım bizi üzen diğer davranış biçimlerinin çoğundan kurtulduk sayılır.

Son olarak kendimize yalnızlığınızda şu sorularavereceğimiz cevaplarla yüzleşelim; ‘’ Biz bunların hepsini yaparak mutlu olduğumuz o yaşamı gerçekten istiyor muyuz? Yoksa bu yaşama alıştık da yeni gelecekler adları mutluluk bile olsa bizi korkutuyor mu? Ya da mutlu olunca mutlu yaşamayı seçmek yerine, insanlara anlatacak bir dramın hayatımızda olmadığı ana hazır mı değiliz?

Bize her an bir sürü şey öğreten hayatın akışına izin verdiğimiz, karşımıza her çıkanın sorumluluğunu sadece düşünsel olarak bile üstlenmeyi seçtiğimiz, yaşadığımız her şeyin tek nedeni olduğumuzu kabullendiğimiz, kahkahalarla dolu bir yarın dilerim.

 

Sevgilerimle


Bu Yazıyı Paylaşın

Oğuz Tokgöz

15/10/2020
Öğünlerimizin olmazsa olmazı yeşilliklerin faydaları saymakla bitmiyor. Yüksek miktarda c vitamini ...
15/10/2020
Dumanlı göz makyajının gözlerimizi ve bakışlarımızı daha mistik ve çekici gösterdiği bir ...
24/09/2020
Türkiye iklim koşulları nedeniyle yetiştirilen üzüm türünde ve şarap yapımı ile ilgili çok ...

Tüm Yazılar Bitti :(