Bundan bir kaç sene önce, çocukluğumuzdan itibaren dinleyerek büyüdüğümüz hikayelerin, hayatımızdaki ve davranışlarımızdaki etkisini derinden anlayabilmek adına, bir kaç gün süren grup çalışmasına katılmıştım. Farklı kültürlerden bir çok katılımcının bir araya geldiği bu çalışmaya, çocukluğumuzda bizi en çok etkileyen hikayeleri anlatarak başlamıştık. Katılımcılar genelde içine doğdukları kültürlerin öykülerini anlatıyorlardı. Bazı katılımcılar ise, farklı kültürlerde yetişmiş oldukları halde aynı veya benzer hikayelerden etkilenmişlerdi. Hatta daha genç katılımcılar hikayelerin aslını hiç okumamışlardı, meta hikayelerin bilgisayar oynuna dönüşmüş yapılarından etkilenmişlerdi.

Grup çalışması esnasında bizi etkileyen hikayelerin kökenleri üzerine de konuşmuştuk. Gelişim dönemimizde ve sonrasında dinlediğimiz hikayelerin bir çoğunun kökenlerini geçmişe damga vurmuş diğer destanlardan, dini hikayelerden veya mitolojik efsanelerden almış olduğu söylenir. Bu hikayeler, belli bir kültür veya dinin açılımı gibi gözükebilir ancak daha da kökenine inildiğinde, dinler veya kültürler arası etkileşimin izleri de sürülebilir. Bazı mistik yaklaşımlar, bireylerin hayatlarının da hikayelerin/mitlerin tekrarı olabileceğini savunurlar. Kollektifte uçuşup duran mitlerden/öykülerden bir veya bir kaçının, belli bölümlerinin veya tamamının bizleri/hayatlarımızı/seçimlerimizi/davranışlarımızı etkileyebileceklerini öne sürerler. Bireysel ve/veya toplumsal geçmişimizin, yaşanmışlıklarımızın, belleğimizin, özlemlerimizin, düşlerimizin, rüyalarımızın hatta çevremizle etkileşim şekillerimizin ve seçtiğimiz davranış kalıplarımızın; saflığını korumuş ve/veya siyasi/politik/ekonomik amaçlarla yeniden yoğrulmuş hikayelerle şekillenebileceğini savunurlar. Hatta bu hikayeler geçmişin tadı ile yoğrulup şimdiye hizmet edebilirler. Mesela günümüzde hemen her ülkede belirli televizyon kanallarının etkisinde oldukları belli hikayeleri vardır, bunu haberlerinden, dizilerine ve seçtikleri filmlere kadar görebiliriz.. Ya da belli gazeteleri okurken, yer yer filmleri izlerken belli bir hikayeyi yeniden yoğurduklarını görebiliriz.

Mitler ve hikayeler belki de bu sebepten psikolojik tedavide de kullanılmaktadır. Mitlerin, öykülerin psikolojideki kullanımında ön plana çıkan ilk iki isim Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung’dur. Sigmund Freud 4-5 yaş arasındaki erkek çocuklarda babayı kendine rakip olarak görme ve annenin gözdesi olma şeklindeki davranış tarzını belirtmek için Sophocles'in meşhur Oedipus Tragedyası"ndaki, annesiyle evlenen Oedipus'un eski mitolojik öyküden esinlenmiştir. Jung ‘’hangi hikayeyi yaşadığınızı bulmalısınız’’ diyerek hikaye ve mitlerle insan arası etkileşimi çalışmalarında ön plana çıkartmıştır. Felsefede’de mesela Platonun mağara metaforuyla karakterize ettiği doxa/sanı yapılanması, zihnin hapsolduğu özne-nesne durumuna işaret eder; mağaradaki sanı dünyasında yani kendi yapılanması içinde hapsolmuş zihne.

Katıldığım çalışmada hikayelerin/öykülerin zihnimizi nasıl yapılandırabileceğini konuşmuştuk. Ayrıca, hikayelerdeki dişi ve eril kahramanları/figürleri hayatlarımızda bilinçli ve bilinçsiz yaşatmaya çalışmamız veya bazı karakterlerle özdeşleşmek istememizin sebebinin karakterlerde hoşumuza giden cesaret, güzellik, mütevazilik, zeka, güç, merhamet gibi bazı değerler olup olmadığını araştırmıştık. Prensesim, prensim, güzeller güzelim, kahramanım, şampiyonum, aslan oğlum, ermişim, sultanım, kraliçem, kralım, tanrıçam, iyilik perim gibi sıfatlaşmış kimliklerin gündelik hayatta neden kullanıldığını sorgulamıştık. Değerlerimizi, doğamızı ve gerçeğimizi sahiplenmekte zorlanıp mağdur kadın, saçını süpürge etmiş anne, özverili eş, bakıcı, her kadının evlenmek istediği erkek, mistik, başarılı iş adamı, idealist şövalye, başöğretmen, şifacı, kurban, zalim, barış elçisi, kurtarıcı gibi kalıplaşmış dişi ve eril kimlik hikayelerinin/personaların arkasına saklanıyor, bu karakterlerin hikayeleri ile sürükleniyor olabilirmiyiz sorusunu araştırmıştık.

Bütün dünyanın hemfikir olduğu ve tüm kültürler ve inançlar arasında tek bir kelimesi bile değişmeden ortak anlatılan/kabul gören bir hikaye vardır; paranın hikayesi. Tüm kültürler, tüm dinler, her aklı selim insan bir kağıt parçası üzerine örülmüş hikayeyi sorgusuz sualsiz kabul etmiştir. Para, üzerine örülmüş olan hikaye ile ayrıştırılırsa yüklenen değerini kaybedecek ve bir kağıt parçasına veya bilgisayar ekranlarını kaplayan numaralara dönüşecektir. İnsan ile para arasındaki fark da budur. Çünkü, insan kendi üzerine bilinçli/bilinçsiz işlediği hikaye ile özdeşleşmeyi bıraktıkça gerçeği, değeri ortaya çıkacaktır. Hikayeler bir kağıt parçasını efsaneleştirecek ve bir insanın aşkın zekasını dizginleyecek/hapsedecek kadar güçlü olabilirler. İnsan zihni ise yüklenen hikayeler karşısında savunmasız kalabilecek kadar uykuda olabilir.

Farkındalık metodolojileri ile çalışmaya başladığımızda içselleştirdiğimiz/özdeşleştiğimiz ve hatta red ettiğimiz hikayeler ile de çalışmaya başlarız. Geçmişimizi, öngördüğümüz geleceğimizi yazarak kendi hayat hikayemizin yapılanmasını, genel karakteristiklerini algılamaya, ve bu hikayelerin izdüşümlerini geçmişten gelen, kollektif arketiplerde, hikaye kahramanlarında, sağlıklı/sağlıksız dişi/eril figürlerde aramaya başlarız. Bir nevi hikayelerin rehberliğinde kendi içsel dünyamızda ruhsal arkeolojik kazıya başlarız. Yolda bazen Machbet ile bazen Mirdad ile karşılaşırız.

Hayatımızla veya yolculuğumuzla özdeşleştirdiğimiz hikaye/hikayeler bize hem kılavuzluk/yoldaşlık edebilir hem de bir çarkın içinde kilitli tutabilir. Okuduğumuz ve dinlediğimiz hikayeler zihinsel-psikolojik heyecanlarımızı, benlik, kimlik inanışlarımızı, etik ve estetik değerlerimizi belirleyebilir. Bu sebeple kendi hikayemiz de dahil olmak üzere tüm hikayeleri nasıl okuduğumuz önemlidir. Ünlü yazar Byron Katie, kişinin olaylar karşısında kendisine anlattığı hikayenin olayın gerçeğinden çok daha etkin olduğunu gözlemlemiş ve bununla ilgili ‘’Çalışma’’ adını verdiği bir sorgulama hazırlamıştır. Bu sorgulamalarla Byron Katie bizleri ‘’Babam sorumsuz bir insandı’’, ‘’annem problemli bir kadındı’’, ‘’çocuklarım çok saygısız’’, ‘’potansiyelimi yaşamıyorum’’, ‘’herkes beni red ediyor’’, ‘’benim kaderimde başarı yok’', ‘’para ile ilişkim çok kötü’’ ‘’insanlar hep benim kötülüğümü istiyor’’ gibi kendimize anlattığımız hikayeleri sorgulamaya ve gerçeklere daha yalın bir gözle bakmaya davet eder. Hayat kurgumuzun içinde bir de o kurgu ile ilgili kendi kendimize anlattığımız hikayeleri dört soru ile sorgular

1. Bu doğru mu? (Evet veya hayır. Hayır ise 3. soruya geçiniz.)

2. Bunun doğru olduğunu kesinlikle bilebilir misiniz? (Evet veya hayır.)

3. Bu düşünceye inandığınız zaman nasıl tepki veriyorsunuz, ne oluyor?

4. Bu düşünce olmadan nasıl biri olurdunuz?

Doğumdan ölüme doğru hareket eden yaşamsal döngülerin ve yaşanan karşılaşmalar esnasında seçilen davranışların sebep olabileceği kişilik dönüşümlerinin serüvenlerini çeşitli kültürlerde bulabiliriz. Hayat yolculuğunda bireyin dönüşümünü desteklemek adına yazılmış bir çok meta hikaye vardır. Bu hikayeler adeta insanların çıkabilecekleri inisiyasyon yolculuklarında nasıl davranacaklarına rehberlik ederler. Bu hikayeler bir çok farklı öykü/anlatım/hikayeye de ilham olmuştur. Değerler ve davranışlar bu yapıdaki hikayelerin önceliğini oluşturur. Bu hikayeler bazı geleneklerde bilince doğru ilerleyen evrimin haritaları olarak kullanılmaktadır. Bazı hikayeler ise sanki insanlığı bilinçsizse tekrarlanan trajedilerden uyandırmak için de yazılmıştır.

Mesela, İmam Gazali insandan tanrıya, potansiyel insandan gerçek olana, olasılıktan gerçekliğe gidiş yolunu Nefs’in Yedi Kapısı ile anlatmıştır. Benzer bir yolculuk Hint Vedalarında 7 Çakra ( tekerlek) sistemi ile ifade edilmiştir. Ve bu çakralar ve hikayeleri farklı yapılarda nesilden nesile taşınmıştır.

Astroloji, Human Design, Enneagram gibi insan haritasını belirleyen sistemler de bir çok hikaye/mit ve efsanenin bir araya toplanmasından oluşur ve bir nevi labirentler gibi inisiyatif yolculuğun temsilcisidirler. Mesela bu sistemlerde kullanılan gezegenlerde aslında isimlerini mitolojik karakterlerden almışlardıe; uranüs, venüs gibi. İranlı sufi şair Ferîdüddîn-i Attâr’ın Simurg kuşlarının yolculuğunu anlattığı Mantıku’t-Tayr’ıda yedi vadiden bahseder. Buddhistler’in Zen’in 10 boğası hikayesi de bir kişisel dönüşüm yolculuğunun hikayesidir. İlk etapta 8 boğa resmi ile Taoistler tarafından anlatıldığı söylenen bu hikaye daha sonra 12. yüzyılda Zen Ustası Kakuan tarafından 10 resimli bir hikayeye dönüştürülmüştür. Kakuan Zen’in 10 boğasında bilinçaltı zihnine ifade etmek için resim, bilinç altı zihninden bilinç zihnine taşımak için şiir ve bilinç zihnine ifade etmek için mantıksal düzyazı kullanmıştır. Odysseus’un yolculuğu, Dante’nin İlahi Komedya’sı ve hatta Gülüver’in Yolculuğu gibi bir çok inisiyatif yolculuk hikayesi bulunur. Bu hikayeler bilinçsizden bilince doğru yapılan yolculukları anlatan yoldaşlardır.

Büyürken dinlediğimiz hikayelerin kökenlerini araştırdığımızda çocukluğumuzun Pinokyo’sunun balinanın göbeğinde geçirdiği günlerine M.S 100 yıllarında yazılmış İncil’de; Jonah’ın (Yunus) hikayesinde, Nuh Tufanı’na M.Ö 4000 yılında kil tablet üzerine yazılmış ve sanırım ilk inisiyatif yolculuk hikayesi olan Gılgamış Destanı’nda rastlarız.

Bütünselliği olan hikayeler aslında bedenzihin çarkınında göstericisidir; insanların bedenzihninde (fizyolojisinde, psikolojisinde, psişiğinde) yer etmiş, asırlardır kendisini yineleyen bir çarkın. Bir hikayenin kişiyi şartlandırması da, tüm şartlanmışlıklardan uyandırması aslında o hikayenin doğru okumasındadır. Yüzeysellikle okunmuş veya özenilmiş kahramanlık hikayelerinin doğurduğu kahramanlık personasına bürünmüş liderlerin, yöneticilkerin verdikleri zararlar ortadadır. Bu kısıtlı anlayış, tarihte de kendini tekrar eden bir çarka dönmüş, kendi içinde hikayeleşmiştir. Bir meta hikayenin sadece canavarla savaşma bölümünü işleyen bilgisayar oyunlarının çocuklar ve gençlik üzerindeki etkisi psikolojide başlı başına bir alan oluşturmaya başladı. Süper kahramanların güç, kuvvet ve yenilmezlik gibi özellikleri ile özdeşleşip kırılganlıklarını, başarısızlıklarını, zaaflarını görmezden gelerek büyümek ve akabinde ya kendinde ya da mitleştirdiğin bir figürde/figürlerde bu mucizevi karakterin yaşadığına inanmak insan gerçeğimize çok uzak değil. Parçalara bölünmüş, ayrıştırılmış, ufak tefek bölümleri bilgisayar oyunlarına kadar konu olmuş olan meta hikayeleri başından sonuna kadar doğru okuyarak, zihninizin şartlanmış katmanlarını, insana ait doğamızın coğrafyasını ziyaret edebiliriz. Böylesine bilinçli bir okuma ile bölük pörçük duyduğumuz/okuduğumuz hikayelerin bütünü ile tekrar ilişkilenebiliriz. Ve eğer hikaye doğru okunursa, okuma bizi o hikayenin ve hatta hikayenin yansıması olan sanı dünyasının da dışına atar. Yani bir yerde içselleştirdiğimiz parça parça hikayelerden de uyandırır.

Shakespeare’in ünlü Macbeth tiradında seslendirdiği gibi;

Hayat, sadece yürüyen bir gölge, zavallı bir oyuncu,

Sahnede kasılan, doyumsuz kendiliğiyle zamanını dolduran,

Ve o an artık sesi kesilen. Bir masal,

Anlatısı bir meczubun ağzından dökülen, ses ve öfke dolu,

Hiçbir anlama gelmeyen.

Bazı farkındalık metodolojilerinde de hikayeler, hayatımızı yönlendiren hikaye/hikayelere uyanmak için okunur. Okuyucuyu kendisini özdeşleştirdiği hikayesinden uyandıran, sanı dünyasının (doksa) dışına çıkartan paradoksal hikayeler birer metodoloji olarak hizmet eder. Hikaye bir yere kadar okuyucuya yoldaşlık eder, bir yerden sonra okuyan ve okunan hayatın ele geçilmezliği ile baş başa kalır. Belkide bir yerde meta hikayeler Anadolu’da yaşamış Sokrates öncesi dört filozofun (Miletli Thales, Miletli Anaksimenes, Kseonophon, Efesli Herakleitos) araştırmaya başladığı mitos (mitlerden) dan logosa (gerçeğe) doğru yolculuğa eşlik eder. Herşeyin devamlı olarak değiştiği hikayelerin içinden değişmeyen, sonsuz olana dokunmayı araştırır. Bu sebeple hayat yolculuğumuzda bize yol arkadaşlığı edecek hikaye/hikayelerin önemli yeri olacaktır.

Hikayeler doğru bir şekilde okunduktan sonra, hikayenin içinde kendi hayatımızdan kesitleri ayırt ederiz. Bu çok hassas bir süreçtir, bir nevi karanlıkta iğne aramak gibidir; kişiyi anlamaya, derin düşünceye, ibret almaya davet eder. Hikayeleri okuyabiliriz, hikayelerimizi okuyabiliriz, rüyalarımızı okuyabiliriz, üzerlerinde tefekkür edebiliriz. Daha sonra, bir sorunun daha cevabını okumak ve üzerinde tefekkür etmek için tek başınalığımıza döneriz.

‘’Hikayem olmadan ben kimim?’’

 

 


Bu Yazıyı Paylaşın

Fulya Disha

20/09/2021
KLASİK MÜZİĞİN KALBİ YARIN İSTANBUL’DA ATACAK. Bu yıl ilki düzenlenecek olan 1. İstanbul ...
20/09/2021
Eylül ayından itibaren Broadway tiyatroları tam kapasiteyle yeniden açılabilir ve düzinelerce ...
19/09/2021
Dünyanın en renkli, en canlı şehirlerinden New York’ta unutulmaz bir seyahat sizi bekliyor. New ...

Tüm Yazılar Bitti :(